Forumbacklink Yeni Üye

Kayıt Tarihi: 21-Ağustos-2012 Gönderilenler: 23
|
Gönderen: 30-Ağustos-2012 Saat 10:51 | Kayıtlı IP
|
|
|
Opera sanatının anayurdu
İtalya'dır. Rönesans'ın başlıca merkezlerinden biri olan
Floransa, müzikli sahne eserlerinin de beşiği sayılır.
İncelemelerden, opera fikrinin bu şehirdeki bazı müzikçi
ve şairlerin birleşerek eski Yunan oyunlarına benzer
eserler yazmak istemelerinden doğduğu anlaşılıyor. Örnek
olarak “Yunan Trajedisi” alınınca eşlik edecek müziğin
nasıl olacağı problemi tartışmalara yol açmış, mısraları
Renuccini tarafından yazılan ve Peri tarafından 1594'de
bestelenen “Dafne” adlı ilk opera sanat çevrelerinde
büyük heyecan uyandırmıştı.
Operada ilk gelişimi Claudio Monteverdi'de görüyoruz.
1607 yılında bestelediği “Orfeo” adlı operasıyla
orkestrayı birinci plana almış, ses türlerini
zenginleştirmiştir. Burjuvaların da opera istemesi
nedeniyle sanatçılar arialar yani opera havaları yazmış
ve 30 yıl sonra Venedik'te para karşılığı opera
izlenebilen ilk opera binasının açılmasıyla sanatın
merkezi Floransa'dan bu şehre geçmiştir. Burada koro
ikinci plana alınmış, Venedik üslubu opera doğmuştur. 17.
yüzyıl sonlarına doğru Napoli, İtalyan operasının merkezi
olmaya başladı. İtalyan operası Avrupa'ya kısa zamanda
yayıldı. Opera sanatı en büyük
gelişmeyi 19. yüzyılda gösterdi. Yüzyılın ilk yarısında
opera buffa (komik opera) İtalya'da Rossini, Donizetti ve
özellikle de Mozart ile dikkate değer örnekler kazandı.
° Almanya'da ilk defa Schütz “Daphne” adlı Floransa stili
bir opera besteledi. Müzikli sahne eserleri Alman
şehirlerinde yer buldu. Oynanan eserler İtalyancaydı.
Ulusal Alman Operası, Staden tarafından yazılan ve ilk
Almanca opera olan ‘Seelewig’ adlı eserle başlamış,
Hamburg, Alman operasının belli başlı ilk merkezi
olmuştur. Strung, Kusser ve Keiser gibi besteciler de ilk
önderlerdir. Hasse ve Graun “opera buffa – gülünçlü
opera” türünde başarı gösterdiler. Gülünçlü opera,
Mozart'la en üstün, en zarif örneklerini kazandı.
İngiltere: İngiltere'de saray maskeleri bu sanata rakip
görünüyordu. Genellikle ilk İngiliz operası sayılan John
Blow'un ‘Venüs ile Adonis’ adlı eseri de «maske»
başlığını taşır. Henry Purcell'in opera türündeki tek
şaheseri ‘Dido ile Aeneas‘tan sonra İtalyan sanatının
etkisiyle bozulan İngiliz operası John Gay ve Johann
Christoph Pepusch'un hazırladıkları The Beggars Opera
(Dilenciler Operası) ile yeniden hayat buldu.
Fransa'da opera zevki 1645 senelerinden sonra memlekete
gelen İtalyan opera gruplarının etkisiyle uyandı. İlk
opera binası Académie Royale de Musique, Cambert adlı
bestecinin ‘Pomane’ adlı eseriyle açıldı. Fransız operası
uzun süre Gluck'un etkisinde kaldı. 19. yüzyıl boyunca
devam eden bu etki Beethoven'ın tek operası Fidelio ile
bu etkiden kısmen kurtulmuş, insan sesini çalgı gibi
kullanmış, süreli bir sahne senfonisi vermemiştir.
Fransa'da da gülünçlü opera sevildi. Bu türe “opera
comique” denildi. Rousseau da Fransız operasına katkıda
bulunan önemli sanatçılardan biridir.
Rus operası Glinka ile doğdu. Dargomişski, Borodin (Prens
Igor) ve Rimsky-Korsakov'la güzel eserler kazandı.
Rubinstein ve Çaykovski daha çok lirik Fransız dramları
etkisinde eserler verdiler. Rus beşleri, Rus operasında
önemli izler bıraktı.
Operanın gelişimi
20. yüzyıl'ın ilk yarısında opera sanatı türlü etkilerle
oldukça karışık bir durum gösterir. Bazılarına caz ve
romantizm katılmıştır. Bunun nedenlerini çağımızın
bestecilerinin daima yenilik yolunda yaptığı denemelerde
aramak yerinde olur. Yalnız Hindemith kısa operalarıyla
biçim denemelerinin en parlağını yapmış, Orff, İkinci
Dünya Savaşı'ndan sonra verdiği sahne oratoryaları ile bu
denemelerin son zamanlarda en çok tutulan örneklerini
bestelemiştir. Günümüzde opera ikinci bir dünya savaşının
sarsıntılarından diğer sanat kolları gibi yavaş yavaş
kurtulmaktadır.Buda operanın gelişimine yardımcı
olmaktadır .
|